|
ŞEİRLƏR-TÜRK DİLİNDƏ
|
İngilis dilində |
Rus dilində |
Türk dilində |
Polyak dilində |
QEŞEM NECEFZADE
Qeşem Necefzade 1959 yılında Azerbaycan
Cumhuriyetinin İmişli bölgesinde doğmuş. Eğitim
fakultesi mezunu. Azerbaycan Yazarlar Birliğinin
‘Azerbaycan’ dergisinde şiir bölmesi başkanıdır.
Tefekkür Üniversitesinde baş öğretim
görevlisidir. ‘Sevginin Sonunu Söylemeyin Bana’,
‘Uyuyan Deniz Resmi’, ‘Bir Gelin Dalgayla Yan
Yana’, ‘Sevmek İstiyorum Yeniden’, ‘Gülümseyen
Ağaç’, ‘Şiirimin Demeti’, ‘Seni Hatırladığımda’,
‘Elveda Dünyaya Gelene Kadar’, ‘Kendime Doğru’,
‘Alın Yazıma Tadilat’ ve diğer kitapların
yazarıdır. Şiirleri yurt dışında, Rus, Gürcü,
Üzbek, İngiliz dillerinde basıldı.
AMERİKA
Nereden nereye geldin
Nereden çıktın Amerika dayı.
Belki petrol keselim seninle, oturalım
Birazcık kafa çekelim petrolle.
Rusya abiden iyi dayısın
Arada mitingimizi kendin yapıyorsun,
sağ ol.
Irak’tan geldin
Üst başın toz topraklı,
otur elinden kurşunu temizleyelim
otur eteğinden mermiyi dökelim.
Irak parça parça aklındadı
Gel seni Irak’tan temizleyelim.
Sen iyi dayısın, Amerika dayı.
İsrail’i kırbaç gibi sallama
Bir ucu dönüp gözüne değer.
Biliyor musun, sana kurban olayım
Kırbacının sesine Doğu danseder.
Sen iyi dayısın, Amerika dayı.
Topunun lülesinden öpelim
merminin tadına bakalım.
Tankının ağırlığını tartalım,
uçağını semamızda oturtalım.
BMK’na kurban olalım,
AGK’na kuzu keselim.
Seninle Tebriz keselim,
Tebriz’i dizinin üste olanın
Gözünden Vaşinkton gelir.
Birtek eskiğin var, Amerika dayı
Adın bayatıya uymuyor,
Bayatı biliyor musun ne?
Amerika dayı,
Bayatı duydun mu hiç?
***
AKŞAM SERÜVENLERİ
Önce ellerim dökülür cebime
sonra parmaklarım buğday
gibi serpilir.
Dolur parmaklarım
Kalp ilaçı şişesinin
yarım kalmış yerine,
yüzümde kalp krizinin
suratı.
Önce ilacı
ellerim içiyor.
Terlemiş ellerim
Soğuk ilaç şişesini
Bir az serinletiyor.
Maaş azlığı kadar sinir
Şuşa savaşı kadar baskı,
kafamı ayakta tutar
birtek fakirlik
başımı aşağı salır.
Bazan da kafam karışıp
cebimi bulamadığımda
karım bir elinde su,
bir elinde ilaç
arkamca geziyor.
***
BİLDİN Mİ?
Dolup yağmur damlasına
pencerenizi sevdim,
bildin mi – bilemedim.
Gözünden sarhoş gibi
düştüm kalbine
güldün mü – bilmedim.
Bizden önce
kapıda ayakkabılarımızın
çift durmalarını sevdim,
sen de sevdin mi – bilemedim.
Sen giren kalbime
Başımın soru
Ellerimin ünlem koyulduğunu
Biliyor musun – bilmiyorum.
Ellerin bulut gibi
gölge eder
saçlarımın ışığına,
galiba yağmur yağacak
akşama
haberin var mı, bilmiyorum!
***
ÖLÇÜ
Her şeyi seninle ölçtüm,
yağmuru duyuyor musun, dedim
televizyon seyrediyor musun, dedim.
Heceyi dudağınla ölçtüm.
Çiçeği burnunla ölçtüm
Rüzgarı saçınla ölçtüm
Hasreti küsmeyinle ölçtüm.
Ayaklarından öğrendim
yolların uzunluğunu,
gözlerin kırın yerini nişan verdi
kollarınla havayı arşınladım,
Sessizliğinle sözün büyüklüğünü ölçtüm.
Canımın tatlılığını bildirdin bana,
canımı seninle ölçtüm
Beyaz beyaz sayfaları elinle ölçtüm.
Sözün tatlısını dilinle ölçtüm.
Ayran çorbası
içtiğimde sen bunu
nasıl tadarsın dedim,
şiir yazdığımda sen buna
ne söylersin dedim.
Güzel elbise gördüğümde
sen bunu giyersin dedim.
Bir kez yüzüme bakmakla
gitmeyimi, gelmeyimi
bilirsin dedim.
***
KADININ ÖLÜMÜ
Aşigi maşuka mahir eyler
M.Fuzuli
Kadınlar erkekleri kahramana dönüştüremiyorlar
küçük kadınların erkeği büyüyemez diyorlar.
Bugün bizim erkek gibi kadınlarımız
erkeklerde erkekliği öldüren kahramanlardı.
Rabbim, ne yapıyorsun yap
fakat kadını erkeğe dönüştürme
bırak öylesiye kadın gibi kalsın.
Büyük kadınlığın büyük erkeklik
doğurduğunun
Farkında deyiliz.
Savaşı bırakıp kaçan adamın
en büyük suçlusu kendi kadını,
savcı bey, o zaman ki, kadını
kızmıştı ona
çocukların gözü önünde
ağzına geleni söylemişti yüzüne karşı
adam hiç bir şey söylememişti ona
sadece sözünü bugüne bırakmıştı.
Kadın erkeğin altını üstüne
çeviren gerçekçi tarzdı.
Bu tarzla serseri erkeği de
bir anın içinde kahramana
dönüştürmek olur
Biliyor musun Mecnun’un büyüklüğünde
kadın saklanmış.
Onu da bil her firari askerin
arkasında küçük bir kadın var.
Savaşta her erkeğin yanına
Kendi kadınını koyun.
***
PARK
Sanki bu park
bir manzaradır
asılmış şehrin yakasından.
Banklar yeşil,
üzerindeki insanlar,
özellikle kızlar, oğlanlar
onun orman rüyalarıdır.
Banklar zaman rüzgarında
insanlardan sıkı sıkı tutmuş.
Kadın ellerinden tuttuğu çocukla
dengesini korumuş
Bak, o üniversiteliye benzeyen kız da,
kalbindeki düşüncesinden
iki elli tutmuş,
dayanmış dümdüz.
Ağaçlar bakışlarıyla durmuş.
Biraz da derinden düşünürsen
insan bakışlarıyla
dikilmiş bu ağaçlar.
Bazan seyrci rüzgar
Sallıyor bu manzarayı.
Fakat kadın bebeğinden
öyle öyle sımsıkı tutmuş ki,
hiç bir yere gitmek istemiyor.
Maalesef zaman
Galeri müdürü gibi
bu manzarayı
bir zaman kaldıracak.
***
SAVAŞ, AYAKKABI, ÖLÜM
Savaş hisslerin dışa vurgusudur
kurşunların türküsü edebi tarzdır.
Asgerler hızla geçen fikirlerdir
Kan bir dakkalık duraklamadır.
Bir kez ölmüş askerin
ayakkabısına baktım.
İçi henüz soğumamıştı.
Düz durmuştu
Ayakların harıtası önünde.
İnsanın ölümünü en çok belli eden
ayakkabıdır.
O yüzden
tetiğe basan parmaktakı
nışan yüzüğü
Her defasında parmağa yalvarır.
ne olur, beni demire sıkma.
Askerin savaşta neler yaşadığını
ilk önce ayağa sor.
Bazan ayakkabıların kirli
Olması içindeki gerginliklerin
tırnak yerleridir.
Tek kelmeyle,
ayakkabı insanın
en üzgün fotorafıdır.
***
İŞÇİ OTOBÜSÜ
Her sabah her erkek karısının yanından
kalkıp işe gider.
Otobüsü kadın kokusu sarar.
Belki de her erkeğin boynunda
Bir çift kadın elleri sürünür,
Sürünür, düşür aşağıya.
Sanki yorgan altında saklanır.
Bir şuna bak, yüzünü de tıraş etmemiş
Sinirinden karısı belki de uyumamış gece.
Yüzünde karısının sinirlerini taşıyor.
Kimse görmesin diye
Sıkılmış bir köşeye.
Belki karısı pişiman,
Durmamıştır yataktan
Ayağını uzadır
Kocasının boş yorganının altına
Orda kalan sıcaktan
Ayağıyla alıp
Kendi yerine götürüyor.
Gözünü kapatıp
Sıcağa sarılır
Kocası gibi.
Otobüste erkekler
Dizlerinin üzerine
Koyup kocaman ellerini.
Bana öyle geliyor ki,
Her erkeğin elleri
Kendi evinin mutfağına benziyor.
Parmak mutfak mobilyası
Baş parmak alt çekmece
Serçe parmak en üst kat.
Her akşam karıları
mutfağın parmak çekmecelerinden
yağ götürür,
tuz götürür,
birisini açır,
birisini kapatır.
Bir parmaktan bir şey alır
Bir parmağa bir şey koyar.
Her erkeğin elleri
kendi evinin mutfağıdır.
***
CEZAEVİ MANZARALARI
Cezaevnde ceza çeken adamlar değil
En fazla onların çocuklarıdır.
Özellikle belki de ceza çeken
bebekleridir.
Cezaevinde dövülen erkekler değil
onların kadınlarıdır.
En çok da dövülen kadınların
gözleridir.
Adamların insan öldürmeğinin nedenini
duruşmalar öğrenemiyor hiç bir zaman.
Belki de en çok katil ölenlerdir
Kadınlar erkeklerin küfür yeridir,
Bu yüzden öldürmeğe değer.
Fakat yine polis
öldüreni tutuklayacak
Her günün sonunda karanlıklar
tutsak koğuşlarından
çıkar dışarı.
Karanlıklar her tutukluyu kendi evine götürür
erkeklerin cezaevlerinde neler çektiklerini
kadınları yıldız ışığında
apacık okurlar.
Karanlığın tadını
veresiye aldıkları en ucuz
sigaranın kokusundan anlarlar.
Her tutuklu karısına yazdığı
küçücük bir kağıt parçasıyla
kendisini dışarıya atar...
Her gece cezaevi tellerinin
üzerinde uyuklayan
kadınların rüyasına
savcılar saldırır.
Cezaevleri insanları
daha da en acımasız katil yapar.
|